ORMANCI.NET Pazartesi, 01 Aralık 2008
Ana Sayfa arrow Blog
Ana Sayfa
Haberler
Makaleler
Dosyalar
Resim Galerisi
İletişim
Arama
Yararlı Linkler
Blog
Forum
Site haritası
Videolar
A blog of all sections with no images
Suç tutanaklarının düzenlenmesinde dikkat edilecek hususlar PDF Yazdır E-Posta
Yazan Avukat Aynur KAYA   
Cuma, 09 Kasım 2007

Suç Tutanaklarının düzenlenmesinde dikkat edilecek hususlar

Ormanların Korunması ile ilgili kanun, yönetmelik, talimatlar

  • 6831 Sayılı Orman Kanunu,
  • 4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu,
  • Damga Yönetmeliği,
  • Orman Ürünlerine Verilecek Tezkerelere Ait Yönetmelik,
  • Ormanlarda ve orman İçinde Bulunan Otlak, Yaylak ve Kışlaklarda Hayvan Otlatma Yönetmeliği,
  • Muhafaza Ormanlarının Ayrılması ve İdaresi Hakkında Yönetmelik,
  • Orman Muhafaza Memurlarının Atama ve Yer Değiştirmeleri hakkında Yönetmelik,
  • Orman Muhafaza Memurları Görev Yönetmeliği,
  • Orman Kanununun 84. maddesinin uygulaması hakkında Yönetmelik,
  • Orman Ürünlerine Verilecek Tezkerelere Ait Talimat,
  • Ormanların Korunmasında Muhtar ve İhtiyar Kurullarının Görevlerine Ait Talimatname,
  • Orman Kanununun 112, 113, 114. maddelerinin Uygulaması Hakkında Yönetmelik

ORMAN SUÇLARININ TAKİBİ

Orman suçlarının takibi Orman Muhafaza Memurlarına, İşletme Şeflerine, Koruma Ekip Şeflerine ve İşletme Müdürlerine verilmiştir. Ancak Orman Kanununun 79. maddesi ve diğer hükümlerine göre HER ORMAN MEMURU orman suçları ile ilgili suç zabıt varakaları düzenleyebilir hükmünü getirmiştir.

Suç zabıt varakaları hem şekil hem de muhteva bakımından resmi evrak sayılırlar. Suç tutanaklarının idarece bastırılmış sıra ve seri numaralı matbu evraklara olduğu kadar düz beyaz kağıtlara düzenlenmesinde de bir sakınca yoktur.

Orman suçları ile ilgili suç zabıt varakaları hilafı ispat edilinceye kadar geçerli sayılan resmi evraklardır. Mahkeme huzurunda sanıkların suç zabıt varakalarındaki suçları inkar etmeleri halinde olayın sanıkla yüzleştirilerek ispatlanması için memurların mahkemelerde dinlenmesi gerekmektedir.

Suç Tutanağı Tanzimi:   

Suç tutanağı tanziminde dikkat edilmesi gereken hususlar;

Suç tutanaklarının ve tazminat raporlarının eksik düzenlenmesi, mahkemeler ile İdaremiz arasında uzun ve gereksiz yazışmalar yapılmasına ve büyük ölçüde iş ve zaman kaybına sebep olmaktadır. Bu nedenle, suç tutanaklarının eksiksiz düzenlenmesi ve aşağıda belirtili hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir.

Suçlunun kimliği, orman içi köyde  ikamet edip etmediği: Suçlunun kimlik bilgileri varsa ilgilinin nüfus cüzdanından yoksa kayıtlı olduğu nüfus dairelerinden alınacaktır. Suçun işlendiği yer orman içi köyü mü, suçlu orman içi köyü nüfusuna mı kayıtlı , orman içi köyde mi oturuyor belirtilecektir. Suçlunun halen ikamet ettiği yer suç tutanağına yazılacaktır.Orman Kanunu 31 ve 32. maddeye göre  köyler orman içi köy olmayabilir. 31 ve 32. maddede, köyün dört tarafının ormanla çevrili olmasına gerek yoktur. Bu maddeler köy sınırları içerisinde bulunan ormanların verimi ve vasfı ile ilgilidir. Orman içi köyünün dört taraftan orman sayılan yerlerle çevrili olması gerekmektedir.

Devamı...
 
Ağaç Özlerinin Tahriş ve Alerjileri PDF Yazdır E-Posta
Yazan Çeviri : Gültekin DÜNDAR   
Cuma, 09 Kasım 2007
Ağaç Özlerinin Tahriş ve Alerjileri
Bazı ağaç özleri (maddeleri) temasla tahriş edici ve alerjik deri iltihaplarına yol açabilirler. Deri iltihaplarına yol açan bu maddeler ağaç türüne bağlı olarak; ağaç kabuğunda, kabuğun altında, ağacın özü ve canlı kısmında, reçinesinde veya yapraklarında bulunabilirler.Ormanlarda veya orman ürünleri ile çalışanlar için problem olacak ağaç türleri, Tik ağacı( Tectona grandis), Beyaz Peroba ( Paratectoma), Boylu Mazı ( Thuja plicata) ve iroco (Milicia regia ve Milicia excelsa)(Wilkinson ve Rycroft, 1992) Bir çok önemli türün talaşlarıda alerjik olabilir. Bunlar kayın, çam, göknar, maun, akçaağaç, meşe, ceviz ve tik ağacı gibi.. (Lafarma, 2006)

Temasla geçen alerjik doku ve deri iltihaplarına yol açan en çok bilinen orman bitkileri, Zehirli sarmaşık (T. redicans), doğuda yetişen zehirli Meşe (T. quercifolium), Batıda yetişen Zehirli meşe ( T. diversiobum), zehirli sumak (T. vernix), zehirli vernik ağacı (T.vernicifluum) gibi bir kaç türden meydana gelmiş Toxicondendron' un üyeleridir. Urishiol, alerjik bileşenlerin başlıcası, bitkinin hemen hemen her yanına dağılmış olarak yapraklarında, gövdesinde ve köklerinde bulunur. Temasla bulaşan alerjik deri ve doku iltihapları, dolaylı temas şeklinde elbiseler, ayakkabılar kullanılan araç ve gereçler, evcil hayvanlar ve hatta yanan bir bitkinin dumanı yoluyla benzer bir reaksiyon gösterselerde daha çok zedelenmiş ve çürümüş bir bitki parçasının özüyle direk temas neticesinde gözlenebilir.
Ağaçlardan, çalılardan, yabani ot, çayır ve çim bitkilerinden yayılan polen de(çiçek tozu) alarjinin temel nedenlerinden biridir. Hassas (çabuk etkilenen) bireyler polenlere maruz kaldıklarında burun ve göz iltihapları,, saman nezlesi, nefes darlığı, deri ve cilt iltihapları hatta anaflaktik şoka da uğrayabilirler. anaflaktik şokun belirtileri( Yüzde kızarıklık, kaşıntı, yanma hissi, Yaygın ürtiker, yaygın selülit, Dilde ve dudakta; vücutta şişlik, Siyanoz, Göğüste sıkışma hissi, Hapşırma, öksürük, Wheezing (daralmış soluk yolundan geçen havanın ıslık şeklinde duyulması), Baygınlık hali, baş dönmesi, koma)
İtalya! da eczacılığa ilişkin araştırmalar yapan ve tedavi hassasiyetlerini azaltan alerjiler üzerine çalışan bir laboratuar 23 değişik ağaç türünden elde edilen polen kullanmaktadır.
Kentlerde yaygın olarak dikilen ağaçların bazıları çok sayıda polen ürettiği ve bilinen alerjik türleri oluşturmaktadır. Bu ağaçlar insanların çok yakının da bulunması alerjinin kentlerde yaygın olmasında doğal karşılanmalıdır (Thompson ve Thompson) . Açıkçası kentlerde bitkisel alerjik etkilerden kaçınmak için ne ekilip dikildiğinin bir değerlendirmesinin yapılmalı ve alerjik olmayan bitki ve ağaçlar belirlenmelidir.
Çalışmalar göstermektedir ki astım, burun iltihabı ve egzema gibi alerjik hastalıklar geçtiğimiz 30 yılda özellikle gelişmiş ülkelerde 4 kat artmıştır. Son günlerde kentleşmenin, yüksek oranlarda hava kirliliğiyle birlikte polen kaynaklı alerjinin tekrar oranının artışıyla bağlantılı olduğunun en ileri düzeyde endüstrileşmiş ülkelerin de gözlemlediği ileri sürülmektedir. Japonya birbirine iki bölge arasındaki sedir polen sayılarının birbirine çok yakın olmasına rağmen Japon sedirinin sıralı olduğu ağır trafiği olan yolların bulunduğu kısımda yerleşen insanlarda burun ve göz iltihabı daha az trafiğin olduğu sedir ormanlarına yakın ve civarındaki yerleşen insanlara göre üç kat daha fazla oranlarda yaşandığı ortaya konmaktadır. ( Davies, Rusznak veDevalia, 1998)
Yazan : B.Moore, G. Allard ve M. Malagnoux
Son Güncelleme ( Pazartesi, 12 Kasım 2007 )
 
Ağaç Parazitleri PDF Yazdır E-Posta
Yazan Çeviri : Gültekin DÜNDAR   
Cuma, 09 Kasım 2007
Ağaç Parazitleri : Ormanlar, Alerjiler ve Tahriş ediciler (Zararlılar)
"İnsanlar ormanlık alanlarda çalışırken, yaşarken ve buraları ziyaret ederken; alerjik yada tahriş edici (zararlı) etki yaratabilecek bitki örtüsü ve hayvanlar konusunda dikkatli olmak zorundadır."
Zararlı Böcekler
Ormanda yaşayan böcekler orman ekosistemi içerisinde, örneğin tozlaşmadaki rolleri, karbonun geri dönüşümü sürecindeki temel bileşen ayrıştırıcısı olmaları veya diğer böcek ve yabani bitkiler açısından biyolojik bir kontrol aracı olmaları gibi; bir çok değerli roller sunmaktadır. Aynı zamanda yerel topluluklar için besin, ilaç, bal, mum, ipek ve diğer üretim kaynakları açısından önemli bir kaynaktır. Böceklerin bir kısmı sokma ve ısırma yoluyla enjekte ettikleri zehirleri içlerinde gizleyerek kimyasal bir savunma sistemi geliştirmişlerdir ki bu ısırıklar basit, sınırlı yada hassas insanlarda tüm vücudu etkileyen daha ciddi tepkilere yol açabilir.

Belirli böcekler sadece temasla bu tahriş edici ve alerjik reaksiyonlara neden olan maddeleri salgılarken bazen de böceğin ölümünden sonrada bu gerçekleşebilir. Blister beetles' ların salgıları insan derisiyle temasında büyük kabarmalarına neden olmaktadır. ( Burns, 1992)
Lepidoptera'nın ( Kelebek ve Güveler ) bir çok türünün yavruları ve bazen de yetişkinleri kendilerini düşmanlarından korumak için kıl yada dikenlerini batırırlar. fakat bu aynı zamanda insanlarla kazara temastan sonra deri tahrişine de neden olabilmektedir (Burna, 1992). Bu kılın ucu insan derisi içerisinde kırıldığında serbest kalan zehrin yaptığı bir tahriptir.Belirtiler hemen yada günlerce sonra gecikerek kendini gösterebilir.Genellikle bu tahrişler geçicidir ve bir haftaya kadar son bulurlar.Bu bulgular tipik olarak isiliğin gelişiminden sonra kaşıntı (uyuz) içerebilir, bir çok reaksiyonda halsizlik ve ateş bulgularına rastlanabilir. Tırtıl ( kurtçuk) tüy ve dikenleri gözlerde konjoktive( Göz küresini göz kapakları ile birleştiren zar) iltihabına, oplhalmia nodosa ( Arpacık iltihabı) ve hatta tüm gözde kızarıklara sebep olurlar.

Bazı türlerin dikenleri acı verme özelliklerini döküldükten sonra uzun süre devam ettirebilir. Uçan caterpillar (tırtıl)' ın tüyleri (dikenleri aynı zamanda insanların solunum sistemlerine de tesir ettiği bilinmekte olup, solunum zorluğuna ve nefes alerjilerine neden olmaktadır.Yenildiğinde tırtıl tüyleri ağız tahrişine yol açar.
Ormanları gezen kişilerde, kurtçuklarla doğrudan temasları olmaksızın deri, göz, ve solunum sistemlerinde bu belirtilere rastlanmaktadır.(Vega et al.,1999) Avustralya' da kapalı mekanlarda çalışan işçilerde okaliptus ağacının civarında beslenen ökse otunun kahverengi kuyruklu güve kurtçuğunun hava ile gelen acı verici tüycüklerine maruz kalmaktadırlar.
Böceklerin yarattığı problemlerden kaçınmak için, Böcek, tırtıl artışının fazla olduğu dönemlerde halkı ormandan uzak tutmak gerekli olabilir. Bu türden kurtçuk ve böceklerin artış oranındaki yükseklikten dolayı ormanların eğlence ve dinlenme açısından değer kayıplarını önlemek maksadıyla bölgesel (sınırlandırılmış) alanlar biyolojik ve kimyasal ürünlerle rehabilite edilir. Ancak bu yöntemler su kaynaklarının kirlenmesine neden olduğu gibi amacının dışında yararlı böcek veya diğer canlı türlerinin de muhtemelen ölümlerine neden olabilirler. Belirli bölgelerde orman zararlılarının gelişimleri incelenerek uygun mücadele yöntemleri ile yüksek artış oranlarına ulaşması önlenebilir.
Yazan : B. MOORE, G. ALLARD and M.MALAGNOUX
Son Güncelleme ( Pazartesi, 12 Kasım 2007 )
 
Çam Keseböceği Krizalitinin Toprakta Kalma Müddeti PDF Yazdır E-Posta
Yazan Hakan RAGIBOĞLU   
Cuma, 09 Kasım 2007
( Yazan Ömer BESCELİ – 1965 Ormancılık Araştırma Enstitüsü Yayınları Teknik Bülten No: 15)

ÇAM KESEBÖCEĞİ (THAUMETOPOEA PITYOCAMPA SCHİFF.) BİYOLOJİSİ HAKKINDA KISA GENEL BİLGİ

Yer yer tespitler göstermiştir ki her zararlarının biyolojisine iklim faktörü muayyen nispette tesir etmektedir. Gelişim zamanlarım kısa da olsa iklimin tesiri altında değiştirir. Bu hal değişik iklim mıntıkalarında bariz olduğu gibi, aynı yerde dahi iklimin bir evvelki seneye nazaran farklı oluşu yani, o sene kışın uzun veya kısa sürmesi taktirinde de uç­mayı geciktirir veya erkene alır. Bu durumun da mücadele bakımından önemi vardır. Çam keseböceğinin Türkiye’de yayılış sahası bahsinde belirtilen yer­ler bu böceğin muhtelif iklim mıntıkaları içinde bulunduğunu açık olarak göstermektedir. Bu yüzden bu zararlarının yumurta, tırtıl, krizalit ve kelebek safhalarına ait zaman bakımından olan seyrinin değişik olması tabiidir.Gerek kısa biyolojisini tebarüz ettirmek, gerek yukarıdaki hususu belirtmek maksadıyla muhtelif yetkililerce yapılmış tespitler aşağıda açıklanmıştır.

«Çam keseböceğinin uçma zamanı İstanbul adalarında (Csa iklimi), Büyükdere ile Beykoz’da (Csa ve Cfa iklimleri arasında geçiş iklimi) Temmuz ve Ağustos aylarına rastlar. Genç tırtılcıklar Eylül ve Ekim aylarında yumurtadan çıkarlar. Yeni yuvalar Kasım ayının sonunda meydana gelir ve bariz olarak görülürler. Kışlamadan sonra Mart so­nunda normal büyüklüğünü kazanan tırtıllar Mart nihayetinde yahut Nisan başlangıcında krizalitleşmek için toprağa girerler. Ayancık bölge­sinde (Cfa iklimi) tırtıllar ancak Mayıs başlangıcında yuvaları terkettiler. Toprak içindeki krizalitleşme Bucak bölgesinde 1939 yılında Nisan bidayetinde başlamış bulunuyordu. Krizalitleşme Kızıldağ’daki Sedir böl­gesinin yüksek mevkilerinde (Isparta ili) Mayısda vaki oldu.» (Schi-mitschek, 1953)

«Fakülte bahçesindeki çamlardan 20 Nisanda alarak Laboratuara getirdiğim keselerdeki tırtıllar 28 Nisan ile 3.5.1940 arasında krizalitleş-tiler ve 27 - 31.7.1940 arasında kâhil oldular. Büyükada’dan Laboratuara getirilen tırtıllar Nisan bidayetinde krizalit, Haziran sonunda kahil ha­line geçtiler» (Acatay, 1943).

«Tırtılcıklar Ağustosun son günlerinde ve bilhassa Eylül başlangıcında çıkarlar. Bu tespit Denizli civarında Çamlık denilen takriben 450 metre rakımlı bir mahaldeki Kızılcam meşceresinde 1946 yılında yapılan müşahedeye de uymaktadır. Keza Dursunbey Orman İşletme binası ci­varında bulunan bir Karaçam üzerinde 1941 yılında tesadüf etmiş oldu­ğum iki yumurta koçanından tırtılcıklar 1 — 3 Eylülde çıktılar. Normal büyüklüğüne ulaşan tırtıllar Nisan sonunda veya Mayıs baş­larında toprağa girerek bir koza örer içerisinde krizalit hale geçerler. «Çam keseböceği genel olarak Temmuz sonunda ergin haline geçer» (Acatay, 1953).

«Thaumetopoea pityocampa tırtılları Ağustos ortasından Eylül ba­şına kadar yumurtadan çıkar» (Erdem, 1949).

«Yurdumuz ormanlarında Temmuz ve Ağustos aylarında uçar. Ağus­tos sonu ve Eylül başlangıcında yumurtadan çıkar. Nisan sonunda veya Mayıs başlangıcında olgun hale gelen tırtıllar toprağa girerek bir koza içerisinde krizalit haline geçerler» (Çahakçıöğlu, 1956).

«Yumurtalar Eylül ve Teşrinievvelde çatlar. Tırtıllar kışı geçirdik­ten sonra Mayıs nihayetinde kemale gelerek yuvalarını terk ve toprağa inerler» (Berker, 1936).

Başka bir araştırma konumuz dolayısıyla yaptığımız tespitte Antal­ya Düzlerçamı Ormanında da 1960 senesi Kasım ayı başında keseler ağaçlarda zor görülecek halde ve ancak 2 — 3 cm büyüklüğünde idiler. Bu keseler içindeki tırtılların vasati boyu 0.5 cm idi. Keza 1961 yılı Nisan ayının 16 sında tırtıllar halen keselerde idi. 27.3.1962 de de tırtıllar ke­selerde bulunuyordu. Beşinci kısımda özet' olarak verdiğimiz cetvelde de görülüyor ki 1962 yılında Bük Ormanında, toprağa krizalitleşmek üzere girmesinin hitam buluşu 11 Mayıs ve uçma başlangıcı da 17 Temmuz'dur.

«Çam keseböcekleri kışı yuvada istirahat halinde geçirirler. Tırtılla­rın kış istirahatı mutlak olmayıp hava hallerine tabidir.» (Acatay, 1953).

Tırtılların gündüzü yuvada geçirmeleri umumiyetle normal ise de bazı hallerde gençken yer ve yuva değiştirirken bir kısmının ağaç üzerin­de dolaştıklarına rastlamış bulunuyorum. Toprağa girme zamanlarında da gündüzleri ağaç üzerinde ve yerde dolaştıkları görülmektedir

ÇAM KESEBÖCEĞİNİN ARIZ OLDUĞU AĞAÇ TÜRLERİ

Çam keseböceğinin fazlasıyla arız olduğu ağaç türü Kızılcam ( P. brutia) dır. Bundan başka Türkiyede aşağıdaki ağaç türlerinde edilmiştir :

«Pinus nigra, Pinus silvestris, Pinus maritima, Pinus halepensis, pinus pinea, Ceârus libani» (Schimitschek 1953).

«Çam keseböceği tırtılları gıdasız kaldıkları takdirde başka türlerine de giderler. Meselâ Büyükada'da Lunapark civarında çamlarda yiyecek ibre bulamayan tırtıllar etraftaki Juniperus oxycedrus'lara giderek bunları kısmen çıplak hale getirmişler ve aynı zamanda dal ve sürgünleri ağlarıyla örmüşlerdir» (Acatay 1953).

«Aç kalan tırtılların önemli bir kısmı da Konukçu ağacı ve ya terkederek çamların civarında bulunan maki elemanlarına yani europea, Cistus monspeliensis, Cistus albidus, PMTlyrea media, Aı unedo'lara. geçmişler ve münferit bir halde bunların yaprakları üstünde büyüklü küçüklü kertikler açmak suretiyle kısa bir müddet tahrapte bulunduktan sonra ölmüşlerdir» (Acatay 1953).

Şüphesiz çam türlerinden başka diğer türlere arız oluşu enderen aç kalmadıkça geçmemektedir

ÇAM KESEBÖCEĞİ (THAUMETOPOEA PİTYOCAMPA SCHİFF.) KRİZALİTİNİN TOPRAKTA KALMA MÜDDETİ

A. Deneme mahalli : Deneme, Bük Araştırma Ormanında yapılmıştır.

1. Coğrafi mevkii : Güney Anadolu Ormancılık Araştırma İstasyonuna bağlı Bük Araş­tırma Ormanı, Antalya Vilayeti Korkuteli Kazası hudutları dahilinde bu­lunmaktadır. Orman Antalya’dan 35 kilometre mesafededir. Kuzey 37°01; güney 36°57 ve doğu 1°30; batı 1°26' enlem ve boylamları arasındadır,

2. Bakımı : Ormanın deniz seviyesinden asgari yüksekliği 330 metre ve azami yüksekliği 1152 metredir.

3. İkilimi : Bük Araştırma Ormanı Akdeniz iklimi mıntıkası içindedir. Denizden takribi ufki uzaklığı 20.4 kilometre kadardır. «H. Meyer'in iklim zonlarma göre Bük mıntıkası lauretum zonu içe­risinde bulunmaktadır. Koppen'in taksimatına göre de buranın iklimi Csh olarak ifade edilmektedir» (Soykan 1964).

4. Ormanın ağaç türleri ve meşcere durumu

«Ormanın asli ağaç türü Pinus brutia Tenore (Kızılcam) dır, ve 100 ünü teşkil eder. Bazı meşe nevileri nadiren karışıklığa işitrak etm te olup hiç bir tarafta grup veya küme şeklinde görülmemektedir» (S' kan 1964).

B. Denemenin gayesi : Türkiye şartları altında Çam keseböceğinin generasyonunda ki (böceğin, bırakılan yumurtadan başlayarak eşeysel olgun hale gelip bizzat yumurta bırakabilmesine kadar geçen safha' (') bir intizam var mıdır ve böceğin bütün fertlerine şamil bir senelik generasyona malikti dememiz mümkün müdür? çam keseböceğinin istilâsına uğramış bir ormanda mücadeleye rağmen sanki hiç mücadele yapılmamış gibi ertesi sene haşerenin tekrar görülmesinin sebebi nedir?

İşte bu suallerin cevabını memleket şartlarına göre aydınlatmak v tatbikatta mücadele bakımından nazarı dikkate alınacak hususları orta ya koymak denemenin gayesini teşkil etmektedir.

C. Denemenin vaz şekli : 100 x 100 x 120 cm ebadında üç adet kafes yaptırılıp dört yanı ve üstü pencere teliyle gergin olarak kapatılmıştır. Açık olan tabanı yere gelmek suretiyle kafesin dibden 20 cm lik kısmı toprak içinde kalacak şe­kilde yere oturtulmuştur. Her bir kafesin içinde boyu kafesin boyuna eşit tabii yetişmiş sıhhatli birer de kızılcam fidanı vardır. İç kısımlardaki ça­lışma kafeslerdeki kapılar vasıtasıyla sağlanmıştır. Kafesler numara­landırılarak bölge merkezi muhitine konulmuştur.

1 Nolu kafes kuzeye bakan yamaçta, koyu gölgede,

2 nolu kafes düzlükte ve yarı gölgede,

3 nolu kafeste güney doğu mailede ve bütün gün güneş alacak yerde yerleştirilmiştir.

Kafeslerin iç kısımlarında kalan toprak, tırtılların toprak içerisine girmesini kolaylaştırmak maksadıyla gevşetilmiştir.

Kafeslerin hemen muhitinden toplanan büyükçe keselerden çıkartı­larak her bir kafes içine toprak yüzüne 300 er adet tırtıl bırakılmıştır.

Kafesler tecrübe sonuna kadar yerlerinde muhafaza edildiği gibi, ka­feste ve telde bir açık yer olmasına da meydan verilmemiş, kilit altında muhafaza edilmiştir.

Bidayette konan tırtıllardan toprak yüzünde fazla miktarda ölenin yerine vakit kaybetmeden hariçten yenileri konularak tamamlanmış ol­makla beraber, dışardan ikmal mümkün olmadığı halde de tırtıllardan toprağa girmeden ölenler her kafesteki miktardan düşülerek mahsus def­terine kaydedilmiştir.

D. Denemenin başlangıcı

Denemeye 28.3.1962 tarihinde başlanmıştır. Bu tarihte tırtıllar iyi olgunlaşmış ve artık o muhitte toprağa girme yaklaşmış bulunuyordu. Civardan kese toplanıp açılarak yukarıda anlatıldığı şekilde birer bir sayılıp kafes içerisinde toprak yüzüne bırakılmıştır.

Bırakılan bu tırtıllar toprağa girinceye kadar kâh yerde ve kafes kısımları üzerinde, kâh fidan üzerinde dağınık, bazen toplu halde, bazen de katar vaziyetinde dolaşmış ve biraz ibreleri yemişler, biraz da kese yapar gibi olarak 1 Nolu kafeste 15.4.1962 tarihinde toprağa girmeye başlamış, gün ve gün dışarıda kalanın miktarı azalarak nihayet 11.5.1962 tarihinde toprağa girmenin sonu alınmış ve tamamı girmiştir. 2 Nolu kafeste 25.4.1962 de toprağa girme başlamış ve 4.5.1962 de toprağa girme tamamlanmıştır. 3 Nolu kafeste ise 10.4.1962 tarihinde toprağa girme başlamış 6.5.1962 tarihinde sonu alınmıştır.

E. Denemin devam müddeti

Denemenin seyri 7.9.1963 tarihine kadar takip edilmiş, kafesler kontrol ve müşahede altında bulundurulmuştur.

19.6.1962 tarihinde 1 Nolu kafeste toprak üzerinde mevzii bir kışı yer eşelenerek bulunan krizalitin toprak yüzüne olan mesafesi ölçülmüş 11 cm olarak bulunmuştur. Aynı işlem 2 Nolu kafeste yapılmış, bulunan krizalitin toprak yüzüne olan mesafesi 9,5 cm, 3 Nolu kafeste ise bu 7 cm olarak bulunmuştur.

Toprağa girme tarihlerini takip eden birinci uçma zamanındaki durum şu merkezdedir :

1 Nolu kafeste 17.7.1962 tarihinde sabahleyin yapılan kontrolde adet ergin (kelebek) görüldü. Bu kelebekler 20.7.1962 tarihinde öldüler 21.7.1962 de bir adet daha kelebek kafes içinde uçuyordu. Ertesi gün buda öldü.

2 Nolu kafeste 22.7.1962 de 2 adet kelebek görüldü. Akşamlayın öldüler. 27.8.1962 sabahı 1 adet kelebek daha görüldü.

3 Nolu kafeste 21.7.1962 de sabahleyin bir adet sağ kelebek görüldü ve 22.7.1962 de öldü.

Bu çıkan erginler hiç bir kafeste yumurta bırakmadılar ve daha sonra da artık kelebek çıkmadı.

Bu birinci peryodu kafeslere göre tekrar gözükmeyecek şekilde top­rağa giriş tarihi ve birinci uçma başlangıcı olarak aşağıdaki şekilde özet­leyebiliriz :

1 11.5.1962 17.7.1962

2 3.5.1962 22.7.1962

3 5.5.1962 21.7.1962

Bu durum, hayat safhasında normal bilinen devresi idi. Denememi­zin gayesine ulaşabilmesi için bir yıl daha beklemek zaruri idi. Nitekim tabiatta müteakip uçma zamanı içinde kafesler dikkatle kontrol altında bulunduruldu.

Normal uçma zamanı gecikiyor, fakat kafeslerde bir şey gözükmüyordu. 6.9.1963 tarihinde durum değişti.

1 Nolu kafeste yerde bir şey görülmemiş olması dolayısıyla toprağı didikleyip krizalit durumu tetkik edildiğinde 2 adet krizalit kozasının par­çalanarak içinden lüzuci bir mayi aktığı, böylece bunların ölü olduğu görüldü. Yalnız iki adet sağlam koza bulunarak laboratuara getirildi (Şekil 4). Bu kafesteki fidan tetkik edildiğinde yeni bırakılmış olduğu görülen ve fakat tamamlanmamış bir yumurta koçanına rast gelindi (Şekil 5). Fakat bu yumurtayı bırakan kelebek o gün göze çarpmadığı halde ertesi günkü tetkikimizde kafesin tel ile çıtası arasına sıkışmış ve ölmüş olduğu görüldü. Kelebekler bütün uzuvlarıyla şeklini muhafaza ediyordu.

Yumurta koçanının uzunluğu 7 mm olarak ölçüldü. Yumurtaların üstünü örten pullar henüz pek taze idi. Bu koçan, tırtılların çıkma duru­munu tetkik için laboratuara getirildi.

2 Nolu kafeste yerde, kafes kazıkları köşelerinde ve tel ile çıta ara­sında ikisi sağ dördü ölü 6 adet kelebek görüldü.

3 Nolu kafeste ise hiç bir şey görülemedi.

7.9.1963 tarihinde 2 No. lu kafeste çırpınan 1 adet yeni çıkmış kele­bek görüldü, fakat buda öğle sıcağından sonra (ki tamamen açıkta gü­neşte duruyordu) saat 16 ya doğru Öldü (Şekil 6).

Tabiatta iki uçma zamanını içine alacak bir müddet zarfında dene­menin takibi göstermiştir ki, krizalitin bir kısmı Türkiye şartları etkisi altında da toprak içinde yıllayabilmekte, ilk uçuş zamanını atlayarak er­tesi sene uçmaktadır. Hatta muhtemelen daha sonraki senelerde de uça­bilmektedir. (Çünkü laboratuara getirdiğimiz krizalit kozları Ocak 1963 e kadar hiç bir değişiklik göstermemiş, olduğu gibi kalmıştır).

Toprakta yıllayan krizalitlerden çıkan kelebeklerin uçma zamanında bir gecikme olduğu görülmüştür. 2 Nolu kafeste henüz yeni çıkmış çırpın­makta olduğunu gördüğümüz kelebeğin uçma tarihi olan Eylülün ilk haf­tası, biyolojisi bahsinde ve denemenin devam müddetinde zikredilen za­mana uymamaktadır. Bu hal toprakta bir sene daha kalmaktan mütevel­lit midir, yoksa o senenin ikliminin tesiri midir? Ancak, denemenin tekrarlanmasıyla meydana çıkacaktır.

6. Denemeden çıkartılan sonuçlar

Krizalitlerin bir kısmının toprakta yıllanması, ilk uçuş zamanını at­layarak ertesi sene uçması durumu, tatbikatta bu haşere ile yapılan mü­cadelede hayat safhasındaki bu halin göz önünde bulundurulmasını lü­zumlu kılmaktadır. Bütün ihtimamlara rağmen (Hariçten gelebilme ih­timalide yok edilecek şekilde) bir yerde yapılan mücadeleden sonra, o yerde haşerenin tekrar görülmesi ve tahribatının yine devam etmesi hali tabii karşılanmalı ve savaş programını ona göre yapmalıdır. Bu cihet na­zarı itibare alınmayıp veya ihmal edilerek o yerle ilgi kesilirse birinci mü­cadelede yapılan masraf, emek ve zaman da heder edilmiş olur.

V. ÖZET

Çam keseböceği (Thaumetopoea pityocampa Schiff.) krizalitinin top­rakta kalma müddetinin araştırılması maksadıyla Güney Anadolu Or­mancılık Araştırma İstasyonuna bağlı Bük Araştırma Ormanında bir de­neme vaz edilmiştir.

Bük Ormanı Akdeniz iklimine dahil olup deniz kenarında bulunan Antalyaya'35 Km. uzaklıktadır. Rakımı 330 metre ile 1152 m arasında değişen bu ormanı teşkil eden ağaç Kızılcam Pinus brutia Ten.) dır.

Denemeye 28.3.1962 tarihinde başlanmıştır. Muhtelif lokallere kon­muş olan ve içlerinde birer fidan bulunan 3 kafese 300 er adet tırtıl kon­muştur. Tırtıllar 3 ila 11.5.1962 günleri zarfında toprağa girmişlerdir. Bunlardan bir kısmı 17. ilâ 22.7.1962 tarihleri arasında ergin olarak çıkmıştır. Bir kısmının da gelecek yıl ergin olup olmayacağı hususu takip edilmiştir. Nitekim tırtıllardan bir kısmında 6 ve 7 Eylül 1963 günle­rinde ergin bale geldiği görülmüştür. Bu suretle Türkiye’nin Akdeniz sa­hil mıntıkası iklim şartları altında da krizalit haline geçen tırtılların ta­mamının ilk uçma periyodu içinde ergin hale gelmedikleri, bir kısmının birinci devreyi atlayıp müteakip uçma zamanına kadar krizalit halinde toprakta kaldıkları tespit edilmiş bulunmaktadır. Bu müddetin daha da uzaması kuvvetle muhtemeldir.

Bu halin mezkûr böcek ile yapılacak mücadelede önemi olup bu hu­susiyet göz önünde bulundurularak savaş programının buna göre hazır­lanması lazım gelmektedir.

LİTERATÜR :

ACATAY, ABDULGAFUR. 1943. İstanbul çevresi ve bilhassa Belgrat ormanlarındaki zararlı orman böcekleri, mücadeleleri ve işletme üze­rine tesirleri. Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü Yayınları. Ankara 163 s.

ACATAY. ABDULGAFUR. 1953. Çam keseböceği (Thaumetopoea pityocampa Schiff. Thaumetopoea wilkm$oni Tams.) hakkında araştırmalar ve adalardaki mücadelesi. İstanbul Üniversitesi Orman Fa­kültesi. İstanbul. 47 s.

BERKER, AHMET. 1936. Orman koruma bilgisi. Ziraat Vekâleti Orman Mektebi. İstanbul. 377 s.

ÇANAKÇIOĞLU, HASAN. 1956. Bursa ormanlarında entemolojik araştırmalar. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi. İstanbul. 40 s.

ERDEM, REFİK. 1949. Türkiyedeki çam keseböceği mücadelesine esas teşkil etmek üzere temas zehirlerinin (Thaumetopoea pinivora) tırtılları üzerindeki tesirine ait araştırmalar. Tarım Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü. İstanbul. 58 s.

SCHÎMİTSCHEK, ERW1N. 1953. Türkiye orman böcekleri ve muhiti. (Türkçe tercümesi : Prof. Dr. Abdulgafur Acatay). İstanbul Üni­versitesi Orman Fakültesi, İstanbul. 471 s.

SOYKAN, BURHAN. 1964. Ormancılık Araşıırma Enstitüsü Bük Araş­tırma Ormanı Serisi Orman Amenajman Plânı 1961 - 1970. Orm. Ar. Enst. Teknik Bülten 14, 155 s.

Son Güncelleme ( Pazartesi, 12 Kasım 2007 )
 
Türkiye de keçi yetiştiriciliği ve Ormancılıktaki sorunları PDF Yazdır E-Posta
Yazan Hakan RAGIBOĞLU   
Perşembe, 08 Kasım 2007

Evcil hayvan türleri arasında keçinin önemli bir yeri vardır ve ekonomik önemi fazla olan türlerden birisidir. Bunu keçinin ilk evcilleştirilen hayvan türlerinden birisi olmasına ve değişik çevre koşullarına, kısa sürede uyum göstermesine bağlıyabiliriz. Özellikle Tropik ülkelerdeki halkın besin ihtiyaçlarının karşılanmasında keçinin ayrı bir yeri vardır. Hindistan, Meksika, Nijerya, Irak, Libya, Fas, Yunanistan ve Türkiye gibi ülkelerde rutubeti az, kurak ve yarı kurak alanlarda keçi yetiştiriciliği yaygın şekilde yapılmaktadır.
M.Ö. 9000-7000 yıllarında Orta Doğu’da evcilleştirildiği düşünülmektedir. Halen dünyada yetiştirilmekte olan evcil keçi ırklarının 3 yabani keçiden köken aldığı kabul edilir. Bunlar; Capra prisca adamets (kılıç boynuzlu), Capra falconeri (burgu boynuzlu) ve Capra aegagrus (hilal boynuzlu) yabani keçi ırklarıdır (Özcan 1989, Anonymous 2002).
Türkiye'de 8.057.000 milyon baş keçi bulunmaktadır. Son beş yıl içinde ki keçi populasyonundaki azalma oranı ’dur.

Keçi yetiştiriciliği özellikle kırsal kesimde yaşayanlar için hayvansal protein kaynağı açısından önemli bir yere sahiptir. Keçi ürünleri et, süt, deri ve kıl ya da tiftiktir. Türkiye et üretiminin %7.3, sütün ise %2.3 keçilerden sağlanmaktadır Türkiye’de büyük oranda kıl keçisi yetiştirilirken az miktarda Kilis, kısıtlı yayılma alanında Ankara keçisi yetiştirilmektedir.

Ülkemiz doğal kaynaklarından biri olan orman alanlarının tahribinin en önemli nedenlerinin başında kontrolsüz ve aşırı hayvan otlatmacılığı gelmektedir.Ülkemizde keçinin çok eski çağlardan beri yetiştirildiği bilinmektedir. Pek çok çeşitleri bulunmakla beraber en çok yetiştirilen kıl keçisi bulunduğu bölgelerde orman ekosistemine olan olumsuz etkisi ve açtığı tahribat nedeniyle varlığı en çok tartışılan hayvan türlerinin başında gelmektedir.Ülkemizde son yıllarda keçi sayısında çeşitli nedenlerden dolayı hızlı bir artma yaşanmakta ve bu artma trendinin devam edeceği gözlemlenmektedir.

Keçi varlığının ortadan kaldırılması tartışmalarına bir son vermek için; ülkemizde keçi yetiştirilmesine uygun alanların tespit edilerek, ( doğal ekosistemlere zarar vermeden) koruma ve kullanma dengesi gözetilerek, belirlenecek miktarda keçi yetiştirilmesi planlanması yapılmalıdır.

İzinsiz otlatmalar sonucunda 1937 yılından bu güne kadar ormanlarımızda yapılan otlatma zararı sonucu Konya İli hudutlarında bulunan toplam ormanlık alan (750.000 Ha.) kadar orman verimsiz ve bozuk hale gelmiştir. Otlak ve meralarda beslenme kapasitesinin üzerinde yararlanılmaktadır. Bu yararlanma şekli ormanlarımızı da tahrip etmektedir. Ormanlık alanlarda yapılan usulsüz otlatmalar sonucunda; ormanlardaki zararın yanında bitki örtüsü ve toprak da zarar görmektedir. 2005 yılı içinde ülke genelinde otlatma suçunun en fazla işlendiği iller Amasya,Konya,Adana,Kahramanmaraş ve Isparta illeridir.

Ülkemiz ormanlarında 2001-2005 yılları arasında 5 yıllık Suç ortalaması 3307 adet, hayvan adedi ise 250191 dir. 2006 yılı ilk 6 aylık suç istatistiklerinde suç adedi 1214, Hayvan adedi ise 89382 adettir. Konya Orman Bölge Müdürlüğünün 2001-2005 yılları arasındaki ortalama Otlatma suçu yıllık 191 adet olup, hayvan adedi ise 18215 adettir. 2006 yılı ilk 6 aylık ortalama otlatma suçu 331 adet olup, hayvan adedi ise 23712 adet olmuştur.

6831 Sayılı Orman Kanunu I BÖLÜM III. ORMANLARIN MUHAFAZASI

Madde 19- (23.09.1983 tarih ve 2896/12 Madde ) Ormanlara her türlü hayvan sokulması yasaktır. Ancak, kuraklık gibi fevkalade haller nedeniyle hayvanlarının beslenmesinde güçlük çekildiği tespit edilen bölgeler halkına ait hayvanlar ile orman sınırları içerisinde bulunan köyler ve mülki hudutlarında Devlet Ormanı bulunan köyler halkına ait hayvanların orman idaresince belirlenecek türlerine, tayin edilecek saha ve süreler dahilinde, ormanlara zarar vermeyecek şekilde otlatılmasına izin verilir. Hayvan otlatılmasına izin verilecek sahaların ve hayvan türlerinin belirlenmesi ile otlatma zamanı ve süresinin tayinine ve ilgililere duyurulmasına ilişkin hususlar yöorg/depomelikle düzenlenir. Yangın görmüş ormanlarla, gençleştirmeye ayrılmış ve ağaçlandırılmış sahalarda hiçbir suretle hayvan otlatılamaz.

IV OTLAK VE MER’A İŞLERİ

Madde 20- Devlet Ormanları içinde bulunan yaylak, kışlak ve otlaklarla sulama yerlerinde hakları olanlardan buralara hayvanlarıyla yahut hayvansız olarak girip çıkmak isteyenler; bu yerlere orman idaresinin gösterdiği yollardan geçmeye ve ormanlara zarar vermemeye matuf tedbirlere riayete mecburdurlar.

Madde 21-(23.09.1983 tarih ve 2896/13 Madde) Devlet Ormanlarındaki otlaklara dışarıdan toplu olarak ve sürü halinde hayvan sokulup otlatılması, tanzim olunacak planlara göre orman idaresinin iznine bağlıdır.Planlar otlak zamanından evvel tanzim ve Orman İşletme Müdürlüklerince tasdik olunur.

Madde 22-(23.09.1983 tarih ve 2896/14 Madde) Tarım ve Orman Bakanlığı, Devlet Ormanları içindeki ağaçsız, otlak,yaylak ve kışlakların tanzim ve ıslahı hususunda gerekli tedbirleri alır.

II BÖLÜM CEZA HÜKÜMLERİ

Madde 95- (Değişik Birinci Fıkra 03.11.1988-3493/5 Madde) Bu Kanunun 19. maddesi hükümlerine aykırı olarak ormanlara izinsiz hayvan sokanlarla, Ormana başı boş hayvan girmesine sebep olanlara beher kıl keçi ve deve için beş Milyon Lira, diğer büyükbaş hayvanların beheri için iki Milyon Lira, küçükbaş hayvanların beheri için Bir Milyon Lira para cezası verilir.

(Değişik: 23.09.1983-2896/40 Madde) Bu suretle verilecek para cezası On Beş Milyon Liradan aşağı olamaz.

Ek: 23.09.1983-2896/40 Madde) Ormanlara izinsiz hayvan sokma suçunu, suçun işlendiği orman içi köy nüfusuna kayıtlı ve fiilen bu köyde oturanlar dışındakilerin işlemesi halinde, yukarıdaki cezalar iki misli arttırılır.

4 üncü fıkra mülga 03.11.1988-3493/5 Madde) Yanmış orman sahaları ile alelumum gençleştirme sahalarına, gençleştirmeye tefriki tarihinden itibaren 15 sene içinde hayvan sokulması veya başı boş bırakılmak yüzünden girmesi halinde yukarıda yazılı cezalar iki misli tatbik olunur.

NOT: 95/1-2-3-4 üncü fıkraları 05.11.2003 tarih ve 4999/14 üncü madde ile metne işlendiği gibi değiştirilmiştir.

6831SAYILI ORMAN KANUNU 95. MADDEDE YER ALAN İDARİ PARA CEZALARININ 4999 SAYILI YASA DEĞİŞİKİĞİNDEN SONRAKİ DURUMU

95 Madde orman içine hayvan girmesine sebep olmak Temel Cezalar 01.01.2006 -31.12.2006' arasında Uygulanacak İdari Para Cezası
95/1Madde orman ; içine hayvan girmesine sebep olmak, Orman içi köyü nufusuna kayıtlı ve fiilen oturanlar için Kıl keçisi ve deve 500.-TL 1500 TL.dan aşağı olamaz 7,84.YTL. 23,53.YTL.den aşağı olamaz
Diğer Büyükbaş 200.-TL 3,14.YTL.
Diğer Küçükbaş 100.-TL 1,57.YTL.
95/3. Madde orman içine hayvan girmesine sebep olmak, Orman içi köyü nufusuna kayıtlı ve fiilen oturanlar dışındakiler için Kıl keçisi ve deve 1.500.-TL 4500 TL.dan aşağı olamaz 23,53.YTL. 70,60.YTL.den aşağı olamaz
Diğer Büyükbaş 600.-TL 9,41.YTL.
Diğer Küçükbaş 300.-TL 4,71.YTL.
95/4. Madde ; Yanan Orman Sahaları ile Gençleştirme sahalarına ilk 15 yıl içinde , orman içine hayvan girmesine sebep olmak , Orman içi köyü nufusuna kayıtlı ve fiilen oturanlar için Kıl keçisi ve deve 1.000.-TL 3000 TL dan aşağı olamaz 15,69.YTL. 47,04.YTL.den aşağı olamaz
Diğer Büyükbaş 400.-TL 6,28.YTL.
Diğer Küçükbaş 200.-TL 3,14.YTL.
95/4. Madde ; Yanan Orman Sahaları ile Gençleştirme sahalarına ilk 15 yıl içinde , orman içine hayvan girmesine sebep olmak , Orman içi köyü nufusuna kayıtlı ve fiilen oturanlar dışındakiler için Kıl keçisi ve deve 3.000.-TL 9000 TL dan aşağı olamaz 47,07.YTL. 141,20.YTL.den aşağı olamaz
Diğer Büyükbaş 1.200.-TL 18,83.YTL.
Diğer Küçükbaş 600.-TL 9,41.YTL.
 
 
Son Güncelleme ( Pazartesi, 12 Kasım 2007 )
 
Lymantria dispar L. ( Sünger örücüsü) PDF Yazdır E-Posta
Yazan Hakan RAGIBOĞLU   
Perşembe, 08 Kasım 2007

Orman Böceklerinin ekonomik bakımdan en önemlilerini,türce zengin olan Lepidoptera takımı ( Pul kanatlılar ) oluşturmaktadır.Bu takım içerisinde yer alan türler , genel olarak ağaçların fizyolojik zararlıları durumundadırlar.

Lymantria dispar L. ( Sünger örücüsü)

Sistematikteki yeri :
  • Üsttakım :Lepidopteroidae
  • Takım : Lipidoptera ( pul kanatlılar)
  • Alt takım: Makrolepedoptera ( Büyük kelebekler )
  • Familya : Lymantriidae ( liparidae )
  • Tür : Lymantria dispar L. ( Sünger örücüsü )
Ergin

Gerilmiş ön kanatları arasındaki açıklık dişilerde 55-70 mm, erkeklerde ise 35-40 mm’dir. Erkeklerde kanat rengi Kırmızımsı kahverengi ile gri kahverengi arasında değişir. Ön kanatları üzerinde koyu renkli enine zikzak çizgiler vardır. Antenleri iki taraflı tarağımsıdır. Dişiler erkeklere oranla kaba yapılı olup kanatları kirli beyaz ve ön kanatları üzerinde koyu renkte enine uzanan zikzak ve dişli çizgiler mevcuttur. Antenleri iplik şeklinde, tek taraflı tarağımsıdır.
Lymantria dispar Ergini

Yumurta

Basık küre şeklinde, saydam ve dayanıklı bir kabukla kaplıdır. Yumurtaların üzerleri kelebeğin abdomeninin uç kısmında bulunan pullar ile muntazam bir şekilde örtülür.
Lymantria dispar yumurtası

Tırtıl

Olgun hale gelen tırtıllar 60-70 mm büyüklüğündedir. Üzerinde uzun kıllar bulunan düğme şeklinde ve 6 sıra halinde dizilmiş siğiller bulunur. Bu siğillerden ortadaki iki sıranın baştan itibaren 5 vücut halkası üzerindekiler mavi, bundan sonra gelen 6 halka üzerindekiler ise kırmızı renktedirler.
Lymantria disparın tırtılı

Pupa

20-30 mm kadar boyunda, koyu kahve renklidir. Üzerinde daha açık renkte kıl demetleri bulunur. Dolgun yapılıdır.
Lymantria disparın pupası

Biyolojisi

Bir yıllık bir generasyonu vardır. Kışı yumurta döneminde geçirir. Dişi 150- 600 adet yumurta koyar ve yumurtaların üstünü kirli sarı renkli tüylerle örter. Yumurtalar Nisan ayında açılmaya başlar. L. dispar’ın erkek fertleri 5, dişi fertleri ise 6 larva dönemi geçirdikten sonra Haziran başlarında pupa olurlar. Pupa dönemi 15-20 gün sürmektedir. Haziran sonunda pupadan çıkan erginler çiftleştikten sonra ağaç gövdelerine yumurtalarını toplu olarak koyarlar.

Zarar yaptığı bitkiler

  • Genellikle Meşe olmak üzere yapraklı ağaçlarda zarar yapar. Ayrıca Pinus radiatada zarar yapmaktadır.
  • Zararı : Larvalar ağaçların yaprak ve iğne yapraklarını yemek suretiyle fizyolojik zarar yapar.
Tırtılların kışı toplu halde geçirdikleri yuvalar en geç Mart ayına kadar dal makasları ile kesilerek toplanıp yakılır. Yumurtalar açılmadan toplanıp imha edilir.
  • Kitle halinde üremeleri halinde ise, ağaçlardaki yapraklanma P dolaylarında olduğunda larvaların 2 ve 3’üncü gömlekte olduklarında hektara 3-4 litre FORAY 48 B suyla karıştırılarak pülvarizatörlerle atılır.
  • Birinci ilaçlamada 100 litre suya 700 ml ve 10 gün sonra 100 litre suya 500 ml NeemAzal pülvarizatörler yardımı ile sahaya atılır. Bu iki ilacında insanlara, arılara ve kuşlara zararı yoktur.
  • Bacillus 'lu preparatlar kullanılmalıdır

Lymantria dispar pupası

Lymantria disparın dişi ergini

Lymantria disparın tırtıl hali

Lymantria dispar 1. gömlek larvası Lymantria dispar 3. gömlek larvası

Lymantria disparın erkek ergini

Son Güncelleme ( Pazartesi, 12 Kasım 2007 )
 
<< Baslangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Son >>

Sonuçlar 51 - 60 in 71
Forumdan
xx 2008 yılı orman mühendisi... xx 2008 yılı muhafaza alımla... xx OGM sınavla özürlü person... xx Bu Başlığa Puanlarınızı y... xx KTÜ Orman Mühendisliği Me... xx MESLEKİ DENEYİM ÇALIŞMASI... xx Unvan değişikliği ile ilg... xx ormancıların kılık kıyafe... xx Ormanci.net

İrtibat Tel:
(505)8572533
 
ORMANCI.NET @ 2007